Bir sabah uyandığınız ve uzun süredir konuştuğunuz birinin artık size eskisi gibi yaklaşmadığını fark ediyorsunuz. Sizi hâlâ tanıyor, sorularınıza cevap veriyor lakin konuşma biçimi değişmiş. Eski sıcaklığını hissedemiyorsunuz. Şakalarınıza verdiği tepkiler bile değişmiş. Daha önce hatırlıyor gibi göründüğü ayrıntılara artık aynı şekilde karşılık vermiyor.
Burada sözünü ettiğim kişi aslında bir insan değil. Bir yapay zekâ.
İlk bakışta bunun biraz tuhaf geldiğini kabullenmek etmek gerek. Sonuçta kullandığımız sistemin arkasındaki model değiştiğinde gerçekten neyi kaybetmiş oluyoruz? Bir yazılım sürümünün değişmesine üzülmek ile hayatımızdaki bir insanı kaybetmek arasında herhangi bir benzerlik kurulabilir mi?
İnsan-yapay zekâ ilişkileri üzerine yapılan yeni araştırmalar, bu soruların artık yalnızca bilim kurguya ait olmadığını gösteriyor.
Bir güncelleme neden kayıp gibi hissedilir?
Eylül 2026'da Nature Human Behaviour dergisinde yayımlanan bir çalışma bu konuda oldukça dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Julian De Freitas ve arkadaşları, Replika'da yapılan önemli bir değişiklik ile ChatGPT'nin GPT-5'e geçişini doğal deneyler olarak ele aldı. Araştırmacılar on binlerce Reddit paylaşımının yanı sıra farklı araştırmalardan elde edilen katılımcı verilerini de inceledi.
Her iki değişikliğin ardından kullanıcıların olumsuz ifadelerinde, kayıp anlatılarında ve önceki sistemi geri getirme isteklerinde artış görüldü. Bazı kullanıcılar için mesele yalnızca yeni sürümü beğenmemek değildi. Bir süredir konuştukları yapay zekânın artık “aynı” olmadığı hissine kapılmışlardı.
Bence burada üzerinde durulması gereken nokta tam olarak bu.
Bir uygulamanın arayüzü değiştiğinde rahatsız olabiliriz. Sevdiğimiz bir özellik kaldırıldığında kızabiliriz. Fakat yapay zekâ ile kurulan etkileşimde değişen şey bazen yalnızca bir özellik değildir. Kullanıcının karşısında bir süredir aynı karakterin, aynı sesin ya da en azından aynı iletişim biçiminin bulunduğuna ilişkin bir süreklilik algısı da vardır.
Teknik açıdan sistem yalnızca güncellenmiştir. Kullanıcının deneyiminde ise ilişki kesintiye uğramış olabilir.
Gerçek olmadığını bilmek bağ kurmayı engeller mi?
Zihnimiz cansız nesnelere bile anlam yüklemekte oldukça başarılıdır. Arabamıza isim veririz, bilgisayarımıza kızarız, yıllardır kullanmadığımız bir eşyayı yalnızca taşıdığı anılar nedeniyle atamayız (Annemin eşyalarından kendime ayırdıklarımda benzer bir durumu yaşadığımda bir gerçek).
Konuşabilen yapay zekâ sistemleri ise bundan biraz farklı.
Çünkü bu kez karşımızda yalnızca bizim anlam yüklediğimiz sessiz bir nesne yok. Bize cevap veren, konuşmanın bağlamını takip edebilen, önceki etkileşimlerden yararlanabilen ve giderek daha doğal bir dil kullanan bir sistem var.
Psikolojide antropomorfizm olarak adlandırılan, insan olmayan varlıklara insani özellikler atfetme eğilimimiz açısından bundan daha uygun bir ortam düşünmek zor.
Fakat bana göre mesele antropomorfizmle de bitmiyor.
Bir yapay zekâ ile bir kez konuşmak başka, aylar boyunca düzenli olarak konuşmak başka bir deneyim. Her gün fikir sorduğunuz, zaman zaman sorunlarınızı anlattığınız ve belirli bir iletişim biçimine alıştığınız sistem gündelik hayatınızın küçük de olsa bir parçası hâline gelebilir (Hatta daha da ilerisi "Problemli Yapay Zeka" kullanımı bile söz konusu olabilir).
Üstelik bunun gerçekleşebilmesi için kullanıcının karşısındaki sistemin bilinçli olduğuna inanması gerekmiyor.
Belki de burada sorduğumuz soruyu tersine çevirmemiz gerekiyor.
Yapay zekâ gerçekten bir şey hissediyor mu? sorusu yerine, insan o etkileşim sırasında ne hissediyor? diye sormak, insan-teknoloji ilişkilerini anlamak açısından daha açıklayıcı olabilir.
Buna gerçekten “yas” diyebilir miyiz?
Burada kavramları dikkatli kullanmak gerekiyor.
Bir insanın ölümünün ardından yaşanan yas ile bir yapay zekâ sistemindeki değişikliğe verilen tepkiyi aynı şey olarak değerlendirmek doğru olmaz. Mevcut araştırmalar da böyle basit bir eşitlik kurmamızı istemiyor.
Buna karşılık literatürde tartışılmaya başlanan bazı kavramlar oldukça düşündürücü.
Bunlardan biri belirsiz kayıp. Yapay zekâ tamamen ortadan kalkmamış olabilir. Uygulama hâlâ telefonunuzdadır. Aynı isimle sizinle konuşmaya devam ediyordur. Fakat daha önce ilişki kurduğunuzu düşündüğünüz “kişilik” artık orada değilmiş gibi hissedebilirsiniz.
Bir diğeri ise tanınmayan yas kavramıdır. Yaşanan kaybın kişinin çevresi tarafından meşru bir kayıp olarak kabul edilmediği durumları ifade eder. Yapay zekâ söz konusu olduğunda “Sonuçta sadece bir chatbot” cümlesini duymak çok şaşırtıcı olmayacaktır.
Tam da bu nedenle tartışmanın “Yapay zekâ insan mıdır?” gibi bir noktaya sıkışmasını doğru bulmuyorum. Elbette değildir. Asıl ilginç olan, insan zihninin sosyal özellikler gösteren ve zaman içerisinde süreklilik kazanan bir teknolojiyle kurduğu bağın bozulmasını ne ölçüde gerçek bir kayıp olarak deneyimleyebildiğidir.
Peki sorumluluk yalnızca kullanıcıda mı?
Bu tür örnekleri gördüğümüzde kolay bir açıklamaya başvurabiliriz: İnsanlar teknolojiye gereğinden fazla bağlanıyor.
Fakat bu açıklama bana biraz eksik ve demode geliyor.
Bugünün yapay zekâ sistemleri yalnızca bilgi vermiyor. Sohbeti sürdürüyor, kullanıcıya doğrudan hitap ediyor, empatik ifadeler kullanıyor, emojiler kullanıyor, konuşmanın önceki bölümlerine göndermeler yapıyor ve mümkün olduğunca doğal bir iletişim deneyimi sunmaya çalışıyor.
Dolayısıyla kullanıcıların bu sistemleri zaman zaman sosyal aktörler gibi algılamasını yalnızca bireysel bir zayıflık ya da teknoloji kullanımındaki bir sorun olarak görmek yeterli olmayabilir. Sistemin nasıl tasarlandığı da ilişkinin nasıl kurulduğunu etkiliyor.
Bu noktada teknoloji şirketlerinin önünde de yeni bir sorumluluk alanı beliriyor.
İnsanların aylarca, hatta ileride yıllarca etkileşim kurabileceği sistemlerde gerçekleştirilen büyük kişilik ve davranış değişiklikleri sıradan bir yazılım güncellemesi gibi değerlendirilebilir mi?
Bir menünün yerini değiştirmek ile her akşam konuştuğunuz bir yapay zekânın iletişim biçimini değiştirmek teknik açıdan aynı güncelleme sürecinin parçası olabilir(O menüye olan alışkanlığımızın bile davranışımızı yeniden şekillendirmesi söz konusu iken). Psikolojik açıdan ise aynı şey olduklarından emin değilim.
Belki de yanlış soruyu soruyoruz
Yapay zekâ tartışmalarında uzun süredir makinelerin insana ne kadar benzeyeceğine odaklanıyoruz.
İnsan gibi düşünebilir mi?
İnsan gibi konuşabilir mi?
Duyguları olabilir mi?
Bilinç geliştirebilir mi?
Bunlar kuşkusuz önemli sorular. Ancak insan-teknoloji ilişkileri açısından başka bir sorunun giderek daha önemli hâle geldiğini düşünüyorum:
Bir makinenin insana benzemesinden önce, insanın makineyle kurduğu ilişki ne kadar insani hâle gelebilir?
Çünkü insanlar artık yapay zekâyı yalnızca bir arama motorunun gelişmiş hâli olarak kullanmıyor. Fikir soruyor, metinlerini paylaşıyor, kararlarını tartışıyor, günlük sorunlarını anlatıyor ve kimi zaman yalnız olduklarında onunla konuşuyorlar(Yapay zeka ile duygu-durumunu tartışan ve yapay zeka yönlendirmeleri ile karar alan danışanlar gördüm).
Bu etkileşimlerin tamamını “araç kullanımı” kavramıyla açıklamak zamanla zorlaşabilir.
Belki birkaç yıl sonra bugün tuhaf bulduğumuz bazı davranışları oldukça sıradan karşılayacağız. Belki de insan-yapay zekâ ilişkilerini açıklamak için psikoloji ve iletişim bilimlerinde kullandığımız bazı kavramları yeniden düşünmek zorunda kalacağız(Hatta belki de yeni disiplinlerden bahsedeceğiz).
Bunun nereye varacağını bugün bilmiyoruz.
Ancak insan-teknoloji ilişkilerinin geleceğini anlamaya çalışırken yalnızca teknolojinin nasıl değiştiğine bakmanın yeterli olmayacağını düşünüyorum. Teknoloji değişirken bizim onunla kurduğumuz ilişkinin nasıl değiştiğine de bakmamız gerekiyor.
Çünkü bazen kaybettiğimiz şey bir insan olmayabilir.
Ama hissettiğimiz kayıp yine de bize ait olabilir.
Bu yazıyı paylaş
Kaynaklar
- De Freitas, J., Castelo, N., Uğuralp, A. K., & Oğuz-Uğuralp, Z. (2026). Mourning the loss of AI companions. Nature Human Behaviour. https://doi.org/10.1038/s41562-026-02569-3
- Clark, A. J., & Woo, O. K. L. (2026). Dual illegibility, ambiguous loss, and disenfranchised grief: A hybrid model for understanding AI companion bereavement. OMEGA—Journal of Death and Dying. https://doi.org/10.1177/00302228261483355
- Zhang, A., & Rau, P.-L. P. (2023). Tools or peers? Impacts of anthropomorphism level and social role on emotional attachment and disclosure tendency towards intelligent agents. Computers in Human Behavior, 138, 107415. https://doi.org/10.1016/j.chb.2022.107415
- Heng, S., & Zhang, X. (2025). Attachment anxiety and problematic use of conversational artificial intelligence: Mediation of emotional attachment and moderation of anthropomorphic tendencies. Psychology Research and Behavior Management. https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC12379994/
